Şeval YAMAN
Şeval YAMAN
Eller kardeş kanıyla kirlenmeden
29 Temmuz 2017 Cumartesi / namehaberhotmail.com - Tüm Yazılar

Kabul etmeli, her insanın kendine göre dertleri, acıları ve boğuştuğu sorunları vardır. Üstelik içinde bulunduğumuz sistem “insan değeri” yerine para ve obje üzerine kuruludur. Sistemin içine  göz atınca “ben” ve “hayatım” kelimelerini her tarafı kaplamış olarak görürüz. Zira insanın özel ihtiyaçları ile hayalini kurduğu geleceği  tüm değerlerin üstündedir. Takdir edersiniz ki bunları düşünmesi gayet normal ve tabiidir. Bilhassa anormal olan bu iki sözcüğün diğer tüm sözcükleri yutmasıdır. Bu yutma gerçekleşince iki kelime birleşip bir sentez meydana gelir. İşte bu sentezde insan olmaktan uzaklaşan tamamen hayvani güdülerinin kontrolünde bir canlı ortaya çıkar. Oldukça vahşi olan bu canlı çevresindeki kimseyi görmeyerek  tatmin olana kadar onlara zarar vermekten çekinmez.  Ve kötü haber, o canavar hiçbir zaman tatmin olmayacaktır. Akan kan ve gözyaşları susuzluğunu arttırarak onu azıttıracak. Kan gölüne dönen dünyanın zevkini yüzerek çıkaracaktır. Tek taraflı mutlu olunan ne güzel bir dünya ama! İşte böylesine güzel(?) bir dünyada yaşıyoruz ki bunu bize hazırlayanlara minnettarız. İnanılmaz bir zeka ve aklın ürünü olsa gerek. Bu zeka ve akıl çalışma aşkı ile birleşince de ortaya harikalar çıkmış. Tratejik planlar yapılıp başarıyla uygulamaya konulmuş. Bu planlardan birini, 6 Ağustos 1945 sabahını hatırlıyor musunuz?  Hiroşima’da patlayan  “küçük çocuk” adlı atom bombası ile milyonlar hayata bir anda veda etti . Küçük çocuk, isminin hakkını öyle bir verdi ki yıllar boyu tek bir sağlıklı çocuk dünyaya gelemedi. Ondan 3 gün sonra Nagazaki’ye atılan  “şişman adam” ile Japonya bu küçük kıyametin üstesinden gelmek için kolları sıvadı. Sosyolog, psikolog, hukukçu, politikacı ve diğer tüm düşünürler bu olaydan nasıl sıyrılacaklarını düşünüp derinlemesine tartıştılar. Sonuç oldukça ilginçti; herkes birbirine selam verecekti. Sadece  bir selam!..Böylece aralarındaki sevgi bağı kuvvetlenecek milyonlar “bir” olucak ve güçleneceklerdi.  Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v)’nün şu sözleri adeta kulağımızda çınlıyor; Nefsim kudret elinde olan Allah’ a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”  Bu ne büyük bir nimet ki, hastalığımızın ilacı yüzyıllar öncesinden veriliyor.

Sevmek, iman meselesidir

İnsan tabiatı bir renk cümbüşüdür. Kıskançlık, nefret, hırs, merhamet, sevgi gibi birçok özellik belli oranlarda kendini gösterir. Her birinin Allah yolunda kullanılması gerekir ve farklılıklar tam da bu noktada ortaya çıkar. Misalen kötü bir alışkanlığa karşı nefret, Allah yolunda mücadele etmede kıskançlık kişiye farkını göstermede güzel birer yoldur. Fakat bu duyguların en güçlüsü “sevgi” dir ki insanın hamuru sevgiyle yoğruldu. Kainattaki varlıkların en şereflisi olarak yaratılmamız ve birbirinden güzel nimetlerle donatılmamız bize duyulan sevgiden başka bir şey değildir. Üstelik hiçbirimiz kendimize Rahman’ın bize verdiği  kadar değer vermiyor kendimizi sevmiyoruz. Hatta tam tersine bize bizden daha fazla zarar veren kimse de yok. Oysa, önce kendimizi sonra etrafımızdakileri sevmek fıtrata uygun yaşamaktan, insanlaşmaktan başka bir şey değildir. O (Celle Celaluhu), biz mü’minleri kardeş ilan etmişken buna ters davranmak hadsizlik ve saygısızlıktır.  Dünyanın her tarafında acı çeken kardeşlerimiz var ve bunlara zararı siyonistler, masonlar ya da başka topluluklar vermiyor. Sorun tamamen bizde! Kardeşlerimize kendi ellerimizle zulmediyoruz. Onların çığlıklarına kulaklarımızı, gözlerimizi ve ağzımızı kapatıyoruz. Eğer acıyı hissetmek istemiyorsan başka şeyler düşün ve başka dünyalara git taktiğini en güzel şekilde uygulayanlardanız. Heyhat, birgün sıra bize geldiğinde cevap verecek kimse kalmamış olacak. Oysa atamız Fatih Sultan Mehmet Han karadan gemileri yürüttüğünde sadece 21 yaşındaydı ve iman gücünden başka hiçbir şeyi yoktu. İman gücünün mayası sevgidir. Bu  sevgi Allah’tan başlar. O’nu seven, yarattıklarına karşı da kendiliğinden bir sevgi besleyecek, O’nun değer verdiklerine zarar vermekten kaçınacaktır. Emanetlerine sahip çıkarak zarar vermek isteyen olursa her şeyini ortaya koyarak müdafaa edecek ve gerekirse “ En Sevgili” yolunda can verecektir ki ölümün en güzeli bu olsa gerek. İşte, dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz de O’ndan bize verilen bir emanettir ve onlara sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Osmanlı zamanında o topraklar bizimdi ama şimdi onlarla bir alakamız yok diyemeyiz çünkü imanımız bizi birbirine bağlayan en büyük bağdır. Hz. Muhammed (s.a.v) bir kabileye veya ırka değil tüm insanlığa rehber olarak geldiyse onun ümmeti olma şerefini taşıyanlar bir elin parmakları misali birbirini tamamlayarak inanılmaz işlevler görecektir. Şuan sadece Filistin’de yaşanılan acıları bile düşündüğümüzde bile olayı Arap meselesi olarak  ele alan kardeşlerimiz çok büyük bir yanılgı içine girecek ki orada sadece kardeşlerimiz değil Aksâ’ mız da korunulmak zorundadır. İki büyük emanet ve sus pus olan İslam dünyası...

Umut, hayatın gizli ve gösterişsiz tohumudur

Her şey bu kadar kötüye giderken umudunu kaybedip bedbahtça düşünmek bize yakışan bir hareket değildir. İnkâr etmiyorum, dünyanın her tarafında süregelen karanlık çatışmalar var ve onlarla başa çıkmak çok ama çok zor. Fakat inanıyorum ki her birimiz karanlığı aydınlığın yeneceğini hatırlatan ve asla karanlığın kazanamayacağını anlatan  parlayan birer mum olabiliriz. Umutlu olmak saf bir iyimser olmak veya insanlığın yüzleştiği trajediyi göz ardı etmek değildir. Umut kalbin bir meziyetidir, kendini karanlığa kilitlemez, geçmişte sayıklamaz, şimdiki zamanda salınmaz ve gelecekte yürür. Adeta geleceğe açılan bir kapıdır. Hayatın gizli ve gösterişsiz tohumudur ki zamanla bir ağaç olur.  Birçok şey yapılabilir ve umutla beslenen bir ışık kıpırtısı karanlığın siperini kırmaya yeterlidir. Tek bir birey umudun yeşermesi için yeterliyken bu birey “sen” olabilirsin. Daha sonra başka bir sen başka bir sen derken “biz” ortaya çıkacak. Dikkat edin biz olduğumuzda umut yeşermiyor o, en başta olmalı. “Biz” olmayı becerdiğimizde değişim başlıyor. Birbirimize karşı duyarlı olmalıyız ki ellerimizi ve kalbimizi bir başkasını teselli etmek ve yaralarını iyileştirmek için kullanalım. Dünya hayatı ebedi değil ve gitme vakti geldiğinde dokunduğumuz, yüzündeki gülümsemeye vesile olduğumuz milyonlarca kişi olsun. Arkamızdan ağlamalarına gerek yok sadece bize varis olarak onlar da başkalarına dokunsun yeter. Son olarak unutmayalım  duyarlılık yolu bir seçimdir ve güçlü kadınlar ile erkekler içindir. Zayıflardan olmamamız dileğiyle...

 

Kaynaklar

·        İnşa etmeye değer tek gelecek neden herkesi kapsamalı? (2017, April). Retrieved from TED: https://www.ted.com/talks/pope_francis_why_the_only_future_worth_building_includes_everyone?language=tr

·        Mü'min İçin Uhuvvetin Önemi. (2013, December 19). Retrieved from Dost Tv: https://www.youtube.com/watch?v=Wx65Wtqv3Sg

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.