Şeval YAMAN
Şeval YAMAN
İçindeki "enron"u öldürme vakti
9 Haziran 2017 Cuma / namehaberhotmail.com - Tüm Yazılar

ABD’nin en büyük şirketlerinden biri olan Enron 2001 yılında etkileri tüm dünyada hissedilecek finansal bir skandalla iflas etmişti.  Hayatına son verdiğinde zararı yaklaşık  67 milyar dolardı. Enron’un eski başkanı Jeffry Skilling’in hocasının Forbes’e verdiği röportajda anlattığına göre; bir sınıf tartışmasında firmasının halk sağlığına zararlı bir üretim yapmaya kalktığında ne yapacağı sorulur. Skilling bu soruya “Ben üretimimi yapmaya ve satmaya devam ederim. Bir işadamı olarak benim görevim şirketimin hisse senetlerini en yüksek kar marjıyla döndürmektir. Zararlı ürünleri kontrol etmek ise hükümetin görevidir” diye cevap verir. Enron’un yöneticisinin bu bakışı göreve başlamasıyla şirketin bir stratejisi haline gelir. Kısacası Enron’un batışının ve hikayesinin özünde bu mantalite yatmaktadır. Enron’un yaptığı bu büyük hatalar, yönetim kurulu üyeleri, ekonomi analistleri, politikacılar ve borsa analiz uzmanlarınca gizliden gizliye desteklenmiştir. Bunun nedeni tüm bu insanların Enron’la ciddi parasal ilişkilerinin bulunmasıdır. Bu skandalla birlikte dünya kamuoyu ilk defa muhasebede çifte kayıt yolsuzluğunu duydu. Resmi belgelerde sahtekarlık yaparak gelirlerin yüksek gösterildiği ve bu yolla hisse senetlerinin değerini yapay olarak artırdığı kesinleşmişti. Her renkten politikacı için Enron para çeşmesi idi. Şirket üst yöneticileri stokları nakde çevirerek 1 milyar doları ceplerine indirdiler. Kendi hisse senetlerini paraya tahvil ettiler. Bush, 10 yıl Enron'da çalışan, emekli general Thomas White'i Kara Kuvvetlerinden Sorumlu Savunma Bakanı Yardımcısı (Savunma Bakanı Rumsfeld'in sağ kolu) olarak tayin etti. Mali Müşavirlik şirketleri arasında dünyada ilk 5 arasında yer alan (dünyada çalışanı 85 bini bulan) Arthur Anderson ise Enron'a ait bazı belgeleri imha ettiğini açıkladı.

Enron vakası, dünya genelinde bazı araştırmacıların hile ve sahtekarlık konularına değinmesine sebep oldu.  Şöyle ki Enron bir şirket olsa da onu yönetenler nihayetinde birer insandır ve bir insanı hile yapmaya iten temel etkenin ne olduğu bulunmaya çalışıldı. Bu konu önce akılcı ikitisat teorilerinin ilgi alanında ele alındı. Fakat Akılcı iktisat, insan türünü ve eylemini sadece bir açıdan iyi bir biçimde anlamlandırabilir: “Daha değerli olanı daha az olana tercih etmek”… Görüldüğü gibi akılcı iktisat; değerli olanın ne olduğu hakkında tek bir ipucuna sahip olmadığı gibi daha az olanın ne olduğu hakkında da bilgi sahibi değildir. Bu bilgi eksikliği insanın biricikliğinden dolayıdır. Çünkü bireysel olan ne varsa biriciktir. İnsanın mantığı ve içinde bulunduğu durumun tatmin derecesi kendine özeldir. İnsanın tercihleri de bu farklılıklara göre değişecektir.

Hile yapmak mı? Dürüst olmak mı? Bu ikisi arasındaki seçimi akılcı iktisatta bize BASM veriyor. BASM yani "Basit Akılcı Suç Modeli" ne göre insanlar her durumun akılcı analizine dayanarak suç işler.  Bu modeli ortaya atan Gary Becker'a göre paramız yoksa ve mahalle bakkalının yanından geçiyorsak hemen kasada ne kadar para olduğunu tahmin eder, yakalanma olasılığını değerlendirir ve eğer yakalanırsak bizi bekleyen cezayı düşünürüz. Sonra maliyet-fayda hesabına dayanarak o yeri soymaya değip değmeyeceğine karar veririz. Becker kuramının esası, başka kararların çoğu gibi maliyet-fayda analizine dayanır. Peki sizce her şey bu kadar basit mi? İnsan denen eşsiz varlığın davranışlarının altında yatan nedeni bu kadar basite indirgeyebilir miyiz? Takdir edersiniz ki salt BASM temelli bir dünyada yaşasaydık tüm kararlarımızda maliyet-fayda analizine başvurur ve en akılcı görünen şeyi yapardık. Duygulara ve güvene dayalı kararlar vermez, ofisten bir dakikalığına ayrıldığımızda cüzdanımızı çekmeceye kilitlerdik. Ve evet! Yaşam çekilmez derecede zorlaşır, katlanılmaz bir hal alırdı. Üstelik yakalanma olasılığının veya cezanın yüksek olması da insanı bir dereceye kadar durdurur ki özellikle bizim Ceza Kanunu'muzun ağır cezalarına rağmen suçlarda her geçen gün azalış yerine artış olması bunun en açık göstergesidir.

Bir paradoks

Kendinizi bir muhabir gibi hayal edin ve insanlara hileye ne kadar sıklıkla başvurduğunu soruyorsunuz. Muhtemelen "çok sık" başvurduğunu söyleyenlerin sayısı oldukça az olacaktır. Bunun yanında "az" başvururum diyenlerin sayısı da azımsanacak derecede olmayacaktır. Çünkü "beyaz", "küçük" yalanları herkes söyleyebilir. Onların bir zararı yoktur ?! Bu durum insanların kendilerini bir paradoks içinde hissettiğinin ve kararlarını da buna göre verdiklerinin kanıtıdır. Paradoksun bir ucunda kendini sahtekar- hileci hissetmemek bir tarafında da hilenin avantajlarından yararlanmak duruyor. Yani bir yandan kendimizi dürüst, onurlu biri olarak görmek isteriz. Aynada gördüğümüz kişiden memnuniyet duymayı arzularız (Ego motivasyonu). Öte yandan hilenin avantajlarından yararlanmak ve mümkün olduğunca çok para kazanmak isteriz ( Standart finansal motivasyonu). Şüphesiz bu iki motivasyon çatışma halindedir. Öyleyse nasıl hem hilenin avantajlarını güvenceye alıp hem de kendimizi dürüst ve harika kişiler olarak görebiliriz? Sözkonusu insan becerisi sayesinde sadece bir parça hile yaptığımız müddetçe hem hilenin avantajlarından yararlanabilir hem de kendimizi harika biri olarak görebiliriz. Sonuç olarak esasında hepimiz; " dürüst kişiler olduğumuz yönündeki imajımızı devam ettirmeye olanak sağlayacak düzeyde hile" yapıyoruz.  Burada kullandığımız hile kelimesini yalan, dolandırıcılık, ikiyüzlülük gibi geniş anlamda yorumlamak gerekir ve demek istediğimiz ise bu tip ahlak dışı davranışların az ya da çok hepimizde var olduğudur. Bunun sadece miktarı kişiden kişiye değişiyor. Miktarın az ya da çok olmasını ise yetişme tarzı, kişilik tipi, toplumdaki konum, din gibi özellik ve değerler etkiliyor.

Ceza hukukunda öğrencilere "Hepimiz her an suçu olabiliriz." denirken kastedilen de birer insan olduğumuz ve hata yapabileceğimizdir. Esasında önemli olan  hata yapabileceğimizi kabullenip olası hatalara karşı tedbirler almaktır. Bir doktor nasıl ki tedaviye başlamadan önce  rahatsızlığın "neden" ini sorguluyorsa biz de işe bu soruyu sormakla başlayacağız. "Neden yalan söylüyorum?" ya da "Neden verdiğim sözde durmadım?" gibi. Sorunu tespit edip çözmeye kalkıştıktan sonra  tek bir hile eylemine bile küçük bir davranış olarak bakmayacağız. Bir kere oldu ve herkes hata yapar düşüncesiyle diğer insanları ve kendimizi affetme eğilimi gösterme hoş gibi gözükse de özellikle "ilk eylemin" kişinin kendine ve davranışlarına bakışının şekillenmesinde önemli olduğunu hiçbir zaman unutmamalı! Dolayısıyla masum görünen küçük "beyaz" yalanların sayısını azaltmak dürüst ve onurlu bir insan olarak hayatımıza devam etme adına çok bir adım olacaktır.

Hile, yalan ya da tüm kötü davranışlar önce kişinin kendisine zarar verir. Karşı tarafı aldatmadan önce olayı kendinize meşrulaştırırken özsaygınızı da  zedelemiş oluyor, kişiliğinize zarar veriyorsunuz. Kişilerin hayatlarında beyaz sayfaları vardır. "Her şeye yeniden!" dediği ve başladığı... Nefes aldığınız her an aslında yeni başlangıçlar için de birer fırsattır. Biz kendimizi düzeltelim ki toplum da düzelsin ve dünya daha yaşanılabilir olsun. "YERYÜZÜ CENNETİ MÜMKÜN DEĞİL ama YERYÜZÜNÜ YAŞANILABİLİR KILMAK HER ZAMAN MÜMKÜNSE aynayı kendimize çevirme vakti sizce de gelmedi mi?

Kaynaklar

1.     Dan ARIELY; " Dürüst Olmamanın Ardındaki Dürüst Gerçek", 2012, s.15.

2.     http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/m-necati-ozfatura/140028.aspx

3.     http://www.bilgedenetim.com/makaleler/haber_oku.php?haber_id=6

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Allah'ın Bir Kulu 10 Haziran 2017
Mükemmel