Mustafa Kerim ŞAHİN
Mustafa Kerim ŞAHİN
ABD, Suudi Arabistan ve Hanedan
9 Haziran 2017 Cuma / namehaberhotmail.com - Tüm Yazılar
Daha önceki yazılarımda da değindiğim bir mesele vardı, takip edenler hatırlayacaklardır; Trump'in ABD’nin başına gelmesi sıradan ve doğal yollardan gerçekleşen bir olay değildir. 
 
ABD, Bush yönetimi ile “New World Order” projesinin startını vermiş, dünyanın jandarmalığına sıcak bir giriş yapmıştı. Önce Usame Bin Ladin icadı ile Afganistan’a girilmiş ve yüzbinlerce insan öldürülmüş, Rusya’ya set çekilmiş, uyuşturucu ticaretinin yolu emniyete alınarak gelirler ABD üzerinden Hanedan mensuplarına bağlanmıştı. Bununla da yetinmeyerek bu seferde kitle imha silahları bahane edilerek Saddam Hüseyin hedef haline getirilmiş ve ABD ordusu Irak’ı işgal etmişti. Bu işgal süresince ne kitle imha silahı bulunabilmişti ne de vaat edilen özgürlük Irak’a ve halkına verilmişti. İşgal süresince milyonlarca insan katledilmiş, kadınların kızların ırzlarına tasallut edilmiş ve Irak üç parçaya bölünmüştü. Irak’ın kasasında bulunan tonlarca altın özgürleşmenin bedeli olarak yine ABD merkez bankasının kasasına, yani hanedanlığın merkez kasası olan FED’e taşınmıştı.
 
Ardından iyi çocuk Obama basa getirilip ABD’nin imaj tazeleme sürecince podyumlarda boy gösterirken CİA 10 yıl sonra yaşanacak olayların alt yapısını hazırlamakla meşgul oluyordu. “Arap Baharı” adı altında tertip edilen yönetim değişiklikleri ile bölgenin kontrolünü savaşsız elinde tutmak isteyen ABD, bunu kısmen başarsa da bölgede değişen güç dengeleri neticesinde bir hayli mevziini ve itibarını da kaybetmiş oldu.
 
Trump yönetiminin gelmesiyle bir şeylerin olumlu yönde değişeceğini ahmakların haricinde kimse beklemiyordu. Çünkü Trump’ı iş dünyasından tanıyan pek çok insanın onun nasıl psikolojik saplantılı biri olduğunu biliyordu. Karakter olarak Adolf Hitlere benzeyen Trump, katıldığı NATO zirvesinde yapmış olduğu saygısız ve aşırı tavırları ile de bunu deklare etmiş oldu. Basit ve kibirli davranışlarıyla pimi çekilmiş bir bomba gibi olduğunu bütün dünyaya medya aracılığı ile sergiledi. 
 
Obama döneminde Suudi Arabistan’ın 750 milyar dolarının teröre destek vermesinden ötürü dondurulma kararı ABD ile olan bağlarını oldukça germişti. Ezelden beri büyük Britanya’ya bağlı olan Suudi Arabistan ABD’ye boyun eğmeden yine istediğini alabileceğini zannediyordu. İngiltere’de patlayan bombalar ve terör olayları ile birilerinin biz anlamasak da İngiltere’yi masanın dışına itmek istediğini Suudi yönetimi görmüş olacak ki Trump ile ateş dansı yaparak 350 milyarlık ticari bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmanın 110 milyar doları ise silah alımına ilişkin ayrılan miktar. Bu da demek oluyordu ki, Suudilerin yeni hamisi ABD olacaktı. Barbaros Hayrettin Paşa’nın bu tip Araplar için “Gazavatı Hayrettin” eserinde şöyle söyler; Araplar, kim eşek biz semer olalım derlermiş. Yani Arapların eşeği olmayı ABD seçince kendi gemileri yürüsün de Müslümanlara ne olursa olsun kafasındalar. 
 
Bütün bunların sonucunda İngiltere en önemli besi ineğini de böylelikle ABD’ye kaptırmış oluyordu. Bununla yetinmeyen ABD yönetimi İngiltere’nin etkili olduğu bir diğer ülke olan Katar’a Suudi yönetimi ve körfez ülkelerinin üzerinden gözdağı vererek savaşmadan yanına çekmeye çalıştı. Katar, görünüşte İngiltere’nin etkili olduğu ülke olsa da son dönemlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önemli girişimleri ve dostluk ilişkileri sayesinde Katar ile Türkiye arasında özel ünsiyet kurularak adeta Türkiye’ye bağlı bir devlet haline geldi. 
 
ABD’nin İngiltere’den beklediği hamleyi Türkiye’nin Katar da bulunan Türk karargâhına 5.000 kişilik ordu gönderme kararı ile Trump yönetimi bölgede kimi muhatap alacağı konusunda kaygıyla düşünmeye başladı. Artık bölgenin patronunun değiştiğinin farkına vardılar. Trump yönetimi, durumu lehine çevirmek için Katar Emirini Beyaz Saraya davet etti. Bu isteğini geri çeviren ve olumsuz cevap veren Katar Emiri Temmin el Hammad bin Sani ABD’ye ikinci tokadı atmış oldu.
 
Türkiye’nin son dönemlerdeki olaylara karşı soğukkanlı davranışı ve kritik cevap verme yeteneği bölgenin kaderini belirler hale geldi. Bu etki alanının daha fazla yayılmadan engellenmesi için Türkiye Suriye’de köşeye sıkıştırılmak istenirken bir anda ters rüzgâr esmesiyle Basra körfezine kadar etki alanını genişletmiş oldular.
 
Trump ve Armagedon
 
Hanedanlığın kurgulamış olduğu Armagedon savaşında lider ülkenin Çin olarak seçilmesinden dolayı ABD kademeli olarak çekileceği bölgeleri Çin’in kontrolüne bırakmak zorunda kalacak. Hanedanlığın bu asırdaki merkez üssü olan Çin artık gücünü daha da hissettirecek. Bu bağlamda 5-10 yıl içerisinde bölgemizde ABD faktörü ile değil, hanedanlığın yeni kırbacı olan Çin ile mücadele edeceğimiz kaçınılmaz bir gerçek.
 
Türkiye, beklenen bu muhtemel dünya savaşında pozisyonunu çoktan alarak 8 yıldan beri aralıksız bölge halkları ile çok yakın temas halinde bulunmakta.  Şu an ülke liderleri nezdinde görünen bunun aksi gibi olsa da, Arap ülkeleri ve Afrika sokaklarına inildiğinde Cumhurbaşkanının resimlerini ve Türk bayraklarını gördüğünüzde meselenin aslında tam tersi bir istikamette olduğunu göreceksiniz. Yani bölge halkında hâkim ruh ve inancın yönü Türkiye’ye dönüktür. Mazlumların gelecekten beklentisi Türkiye’nin onların eskiden olduğu gibi tekrar hamisi olmasıdır. Bu da çok değil 10-15 yılda olacaktır biiznilah.
 
Selam ve Dua ile…
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.