Cemil YAMAN
Cemil YAMAN
12 Eylül ve Darbeler-3
25 Eylül 2017 Pazartesi / namehaberhotmail.com - Tüm Yazılar
Özal'lı yıllarda kısmen rahatlayan ülkemiz, 1993 yılında Özal’ın bugün bile açıklanamayan ölümü ile yeniden derin ve kasvetli bir döneme girdi.
 
Peşpeşe yaşanan mali krizler, terör olayları, ömrü birkaç ayı geçmeyen koalisyon hükümetleri ile ülke bir felaketten diğerine savruldu. Bu kargaşa içerisinde yaşanan 28 Şubat Post-Modern Darbesi, toplumda yeniden derin bir travmanın yaşanmasına neden oldu. Doğrudan toplumun dindar kesimine yönelik yapılan bu girişim, o dönemin lise-üniversite çağındaki muhafazakar gençliği üzerine balyoz gibi indi… Gençler eğitim hakları ellerinden alındı, öğrenciler “katsayı mağdurluğu” gibi bir garabetle tanışmak zorunda kaldı. Başıörtülü hanımefendiler kamusal alandan adeta kazındı. Tüm ülkenin en büyük mevzusu 1 metrekarelik kumaş parçası oldu, muhafazakar mütedeyyin vatandaşlar devlet düşmanı ilan edildi. Bugün inanmakta güçlük çektiğimiz bu olaylar, o dönemin en hararetli olaylarını meydana getirdi.
 
2000’li Yıllara gelindiğinde, dünyada teknoloji devrimi yaşanmış, iletişim çağına geçilmişti artık.
 
Ülkemizde de sürekli belirsizlikten başka bir şey vaad edemeyen başarısız siyasi partileri sandığa gömen AK Parti, 2002 yılında tek başına iktidara geldi. 2000’li yıllar AK Parti politikaları nedeniyle ülkemiz açısından ne kadar iyi geçse de AK Parti her zaman ağır tehditlere rağmen varlığını sürdürmeye çalıştı. Partiyi kapatma davalarından, 27 Nisan e-muhtırasına ve dönemin Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından icat edilen 367 garabeti kadar birçok olayla karşı karşıya kaldı. Cumhuriyet mitinglerinde bağıra bağıra “ordu göreve” naraları atılırken, kimi zaman da sessiz sedasız kapı aralarında “darbe olur mu?” soruları soruluyordu.
 
Ancak itiraf etmeliyim ki hiç kimse 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız türde bir darbe girişimini yaşayabileceğimize ihtimal vermiyordu. “Hadi canım, bu iletişim çağında kim cesaret edebilir, burası muz cumhuriyeti mi?” diye dudak büktüğümüz ve aklımızın almayacağı bir şekilde gerçekleşti darbe. Üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen, kaçımız gece vakti derin uykudayken alçaktan üzerimizden geçen bir uçağın sesi ile uyanıp “eyvah yine darbe oluyor” diye kendimizi sokağa atmadık…
 
Gördüğünüz gibi alçaktan uçan savaş uçaklarının sesleri ile özdeşleşen darbe travması üzerimizden silinmedi ve belki senelerce de silinmeyecek maalesef…
 
Darbenin bu derece buz gibi gerçek ve vahşice yaşanması, bizler kadar genç neslin de uyanıp irkilmesine yol açtı. “Ne olacak bu gençlerin hali” derken, onlar bizden çok daha ferasetli şekilde Çanakkale’de savaşan dedeleri gibi bedenlerini vatanı için siper etti.
 
Şuna inanıyorum ki göğsümüzde taşıdığımız iman gücü azalmadıkça, vatan sevgimiz bitmedikçe, son vatan evladımız toprağa düşmedikçe, Rabbimizin de izni ile bu vatana kimse zarar veremeyecek, bu ezanlar dinmeyecek…
 
Yeter ki manevi şuurumuzu kaybetmeyelim, birliğimizden kardeşliğinizden vazgeçmeyelim…
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.