Cemil YAMAN
Cemil YAMAN
Darbenin ilk yıl dönümünde küçük bir muhasebe
13 Temmuz 2017 Perşembe / namehaberhotmail.com - Tüm Yazılar
Bugün 15 Temmuz Darbesinin yıl dönümü… Bir yıl içinde o güne dair çok şey söylendi, çok şey konuşuldu… Ama acaba darbe sonrası ne derece toparlandık, sorunları ne derece çözdük, gerek toplumsal, gerek siyasi olarak darbe ile ilgili başarılı bir sınav verebildik mi? İşte bu yazı, tabiri yerinde ise şapkamızı önümüze koymak ve geçen bir yılın kendi kendimize muhasebesini yapmak üzere kaleme alındı…
 
Darbe gününü hatırlıyorum da…Her yaz olduğu gibi, Türkiye’nin üzerine o günlerde de tatlı bir rehavet çökmüştü… Gerçi yıl boyu arka arkaya patlayan bombalar, terör olayları, verdiğimiz şehitler tüm ülkede ciddi bir gerilim yaratmıştı. Ama güzel bir yaz akşamıydı işte… İşten geç çıkanların evine ulaşmaya çalıştığı; gençlerin ve ailelerin deniz kenarı, kafelere aktığı; tatilcilerin yollara düştüğü bir geceydi… Uzun zamandan beri satır aralarında, kıyı kenarda sessiz sedasız kulağımıza çalınan “darbe olacak” iddialarına gülüp geçtiğimiz, “hadi canım, hangi çağda yaşıyoruz” diye dudak büktüğümüz felaketin, hem de bu derece vahşice başımıza geleceğini nasıl tahmin edebilirdik ki?
 
Tıpkı Hollywood yapımı Mafya filmlerinden kopmuş bir sahne gibi, keyifle gülen insanların kahkahalarının kuş cıvıltıları ve ağustos böceği seslerine karıştığı o akşam, bir anda acımasız bir saldırı ile  hazin, suskun ve tarifi imkansız acı hatıralar bırakan bir geceye dönüşüverdi…
 
Osmanlı Devleti’nin çöküşünden bu yana belki de en ağır mücadeleyi verdiğimiz bu gece, aynı zamanda birçok mucizeye de şahitlik etti. 15 Temmuz gecesi öyle bir gece idi ki insanın yaradılışı gereği kendini koruma, hayatta kalma gibi duygularının terk edilerek her yaştan vatan evladının mucizevi bir cesaret ve ferasetle gülümseyerek ölüme koşmasına şahit olduk. Mahallemizin hanım teyzeleri, cami avlusunda uyuklayan yaşlı hacı amcaları, sokakta top koşturan delikanlıları, kulağı küpelisi, kolu dövmelisi, esnafı, sağcısı, solcusu, kısaca bu memleketin evlatları büyük bir vakar ve insicamla, topyekün, o mel’un saldırıya tek vücut olup bedenlerini siper ettiler. Helikopterlerden sağanak gibi yağan mermilere, üzerlerinden silindir gibi geçen tanklara inat, minarelerden çığlık çığlığa bağıran sela seslerine “Allahü Ekber” nidaları karıştı ve sabaha kadar bu güzel insanların vatan için ölümüne mücadelelerine şahit olduk… Üzerinden geçeceğini bile bile elinde bayrakla tanklara meydan okuyan, başını tankın paletinin altına koymaktan çekinmeyen bu vatan evlatları,  Çanakkale şehitlerinin torunları olduklarını ve bu ruhun ilelebet var olacağını tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler.  Biz şahit olduk, sen de şahit ol Ya Rab…
 
Yaşadığımız bu vahşetin üzerinden 1 yıl geçti. Bir gecede yaşanan bu elim olayın etkileri henüz toplumun üzerinden silinemedi. Bu felaketin yeniden yaşanmaması için devlet her türlü tedbiri aldı, almaya devam ediyor. Kamu kurumlarından binlerce kişi FETÖ bağlantısı tespit edilerek görevden uzaklaştırıldı. Yargı, emniyet, ordu, akademi, milli eğitim gibi devletin en önemli organlarına habis ur gibi yerleşmiş olan bu yapının tamamen temizlenmesi zaman alacak. 50 yılda sinsice kılcal damarlarımıza kadar girmiş olan bu hainleri hemen temizlemek elbette mümkün değil. Kurtuluş Savaşı verip küllerinden doğan bu millet, yeniden toparlanacak… Bu şerden hayırla çıkmasını bileceğiz…
II. Kurtuluş savaşı’nı verdiğimiz bir dönemin içinden geçtiğimiz muhakkak… İçeride FETÖ, PKK, DHKP-C, IŞİD, DEAŞ belaları ile uğraşırken Ortadoğu kan gölü… Dünya tarihinde Kavimler Göçü’nden sonra belki de en yüksek sayıda insan göçünün yaşandığı dönemden geçiyoruz. Akdeniz adeta mülteci mezarlığına döndü; sahile vuran cesetler arasında henüz 5 yaşını göremeyen, ağzı süt kokan minicik bedenler yüreğimizi dağlıyor. Onlarca yıldır akan göz yaşı ve kana rağmen birleşemeyen akraba Arap ülkelerinin, suni olarak çıkarıldığı her halinden belli olan Katar krizinde hep bir ağızdan bağırıp çağırmaları ne kadar manidar… Tüm dünya ibretle, Mısır lideri Sisi, ABD Başkanı Trump ve Suudi Kralı’nın ışıldayan küreye hep beraber sarılarak verdikleri tuhaf pozun ne anlama geldiğini bulmaya çalışıyor. Almanya başta olmak üzere Avrupa Ülkeleri, Suriye ve Irak sorunları… Hülasa, hem içeride hem dışarda büyük bir cenderenin içinde varlık savaşı veriyoruz. Her an yeni hesaplar, yeni planlar… Ama unutmayalım ki onların bir hesabı varsa Rabbimiz’in de bir hesabı var. Yüce kitabımız “…Kafirler seni tutuklamak, öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı ya, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır” (Enfal; 30. Ayet) ayeti ile şu yaşadığımız günlere ne güzel ışık tutuyor.
 
Kartların yeniden karıldığı, önümüzdeki 100 yıllık haritaların belirlendiği çok kritik bir dönemden geçiyoruz. 20. Yüzyılın başında Osmanlı Devletinin enkazlarından pay alma savaşının yapıldığı ve adı kimi kaynaklarda “Birinci Paylaşım Savaşı” olarak geçen I. Dünya Savaşı’nın adeta karbon kopyasını yaşadığımız şu günlerde, birlik olmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Farklı siyasi görüşe sahip olabiliriz, farklı etnik kökene veya farklı bir dine de mensup olabiliriz… Ama hepimiz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda okuduk, yaşadık, atalarımız bu topraklar için canlarını siper ettiler, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi…2023’e yaklaştıkça vereceğimiz mücadele giderek daha çetin olacak, orası muhakkak.
 
Öte yandan, toplumsal birliğe bu kadar ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda, ülkemizin ana muhalefet partisi liderinden, Gandi’nin meşhur “Tuz Yürüyüşü”ne öykünmekten daha yüksek bir feraset ve duruş bekliyoruz. Üstelik Gandi, Tuz Yürüyüşü’nü sömürgeci İngiliz yönetimine karşı, elinden başka hiçbir şey gelmediği için yapmak durumunda kalmıştır. Zira Gandi, ne muhalefet lideri idi, ne de popüler bir siyasi kimlik…Olayı bilmeyenler için küçük bir hatırlatma yapalım: Hindistan’da zengin tuz kaynakları bulunmasına rağmen, bu kaynaklar tamamen sömürgeci İngiliz yönetiminin denetiminde olduğundan halk tuz bulmada ve kullanmada çok büyük zorluk yaşıyordu. Tuz kaynaklarına bu derece yakınken böylesine bir yokluk üzerine Gandi çaresizce diz çökmek yerine kilometrelerce yürüyerek denize ulaşmayı tercih etti. Amacı temel ihtiyaç olmasına rağmen tuzu İngiliz sömürgecilerin insafı ile değil, çok daha büyük bir emek vermeyi kabul ederek onuru ile elde etmekti. Gandi ile birlikte yürüyenler denizden leğenlerle su alıp güneş altında buharlaştırarak tuz elde etmeyi başardılar. Bu sayede Gandi ve beraberindeki çaresiz halk sömürgeci İngiliz yönetiminin tuz tekelini delmiş oldular. CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun öykündüğü meşhur Tuz Yürüyüşü, siz değerli okurların da tahmin ettiği gibi orjinalinin kötü bir taklidi ve alakasız bir durumdur. Zira Rabbimize şükürler olsun ne ülkemiz sömürgedir, ne de halkımız biçare…Ülkenin bu derece ağır ve devletin bekasına yönelik sorunlarla mücadele ettiği bir dönemde, sorunların çözümünde rol almak ve mecliste bunları tartışmak yerine toplumu sokaklara davet ederek, adeta ikinci bir Gezi hareketi çabası içinde olunması toplumsal bir kaos veya kargaşa çıkarmaktan başka ne işe yarayacaktır? Böyle bir çatışma ortamından muhalefet liderleri nasıl bir rant devşireceklerdir? Öte yandan, bu kendinden menkul “adalet” yürüyüşü, CHP içindeki grupların bile üzerinde uzlaşı sağlayamadığı, tuhaf bir protesto gösterisinden öteye gidememiştir.
 
Ülkemizin içinden geçtiği bu zorlu dönemde, trajikomik siyasi magazin olaylarla kaybedecek zamanımız yoktur. Darbenin birinci yılında, yaşananlardan çıkartılacak çok ders, alınacak çok yol, aşılacak çok engel vardır… Kısır iç çekişmelerle, elinde pankartla, fotoğraf çekilmek üzere yabancı basın organlarına poz vererek kaybedilecek zamanı, Meclis çatısı altında sorunlarımıza çözüm arayarak geçirmeliyiz. Sakin kişiliği ile tanınan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun işgal ettiği kritik pozisyonun hakkını vererek memleket meseleleri üzerine soğukkanlılıkla ve en az AK Parti yönetimi kadar eğilmesi hayati öneme haizdir. Zira iyi bir muhalefet, iktidar partisinin hem daha etkin ve verimli çalışmasına hem de denetlenmesine yardımcı olur. Sadece 1 yıl önce yaşadığımız Darbe girişimi, toplumun her kademesinden insanımız için ders olmalıdır. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Vatanımız bu derece bıçak sırtı bir dönemden geçerken, sırf siyasi rant elde etmek uğruna elde pankart sokağa dökülmek ve dahası halkı sokağa çağırıp kargaşaya davetiye çıkarmak milli menfaatlerimizle ne derece bağdaşabilir?
 
Hepimiz biliyoruz ki İstanbul’da ezan susarsa Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Kafkaslar’da, Afrika’da da susar. I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti çöktü, o gün bugündür Ortadoğu’da akan kan durmadı, Müslümanların yüzü gülmedi; 1990’lı yıllarda Türkiye içine kapandı, Bosna’da soykırım yaşandı…Türkiye ne kadar güçlü ve müreffehse tüm İslam alemi de güçlü ve müreffehtir… Bir dostumun Nijer’e yaptığı bir yardım seyahatinde eline sarılan 90 yaşındaki dede “Yıllardır sizi bekliyoruz, neden bu kadar geç kaldınız?” diyerek ağlıyorsa, daha gidecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var demektir. Selam dua ile...
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Bişar YAMAN 14 Temmuz 2017
Çok doğru ve gündeme getirilmesi gereken konuda bir yazı muhakkak okunmalı ve üzerinde ( Neden, niçin ve nereye kadar ? Neler yapmalıyız neler yapabiliriz) muhasebeler yapmalıyız ,Bu ülkenin vatandaşları ve sevdalıları (islam toplumlarını da derinden ilgilendiriyor ) olarak bize düşen kendimizin yükleneceği görev bilinci nedir bunu sorgulatıyor bu yazınız sayın milletvekilim Faydalandım Teşekkür ederim. Devam yazılarınızı bekliyoruz.